Kayıtlar

Kuru Bir Dal Parçası

Resim
Merdivenlerden inerken karşılaştım kendisiyle. Çoğu zaman bir odun parçası denilerek, yanından geçilip gidilecek o küçük öğretmen. Merdiven basamaklarının birinde, öylece, ortada boylu boyunca yatıyordu, oraya nereden nasıl geldi bilmiyorum. Annesi babası kimdir, kardeşleri nerededir, bilmem de mümkün değil gibi. (Fakat bu soruları sual edip durarak, Yunus Emre'nin o güzel hâllerinden birine yaklaşabiliriz belki biraz) Ayağımın kenarıyla bu küçük öğretmeni rahatsız ettim ve onu merdivenin duvarla birleştiği yere, dibe doğru itekledim. Fakat o ya direndi yahut başka bir nedenden dolayı bir alt basamağa düştü. Düştüğü o son basamaktan sonra yalnızca bir basamak daha vardı. Sonrası zemin. Onu köşeye itmeye kararlıydım, bu sebeple ayağımla onu yeniden rahatsız ettim. Bu sefer daha şiddetli bir şekilde itekledim ve küçük öğretmen zemine doğru fırladı, zeminin duvarla birleştiği yerin oralarda durdu. O an bir acıma hissiyle doldum. Bu kuru dala eziyet ettiğimi düşündüm ve gayr-i ihtiyari...

How to Build a House - Mimari Bir Roman

Türkçede yayımlanmamış eserler arayarak geçirdiğim zamanlarda edebiyat adına çok şey öğrendiğimi itiraf etmeliyim. Bir şey yapma isteğim olmadığı vakitlerde kendimi kitaplara veriyorum ve evet yine itiraf etmeliyim ki hayaller kuruyorum. "Şu kitabı yayımlatsak bir yerlerde" veya "şu eseri tercüme etsem" gibi düşüncelerle eğlendiriyorum kendimi. Geçen günlerde yine, bahsettiğim hâl içinde kitap kitap, sayfa sayfa dolaşırken, Eugène Viollet-le-Duc isminde Fransız bir yazarla karşılaştım. Asıl mesleği mimar olan Eugène beyin vakti zamanında bir roman yazdığını keşfettim. Roman İngilizceye de Benjamin Bucknall isimli İngiliz bir mimar tarafından tercüme edilmiş. Eugène beyin ismini ilk kez duyduğum için Türkçeye çevrilmiş bir eseri olup olmadığını bilmiyordum, bu sebeple küçük bir araştırma yaptım ve mimarlığa dair kitaplar basan Janus Yayıncılık'ın bu beyefendinin iki kitabını yayımladığını gördüm. İki eser de direkt olarak mimarlık alanındaydı ve benim keşfettiğim...

Thomas Wolfe'ün Eve Bak Melek'ini Neden Yarım Bıraktım?

Başlıktan, sanki kitabı okumayı yarım bırakmışım gibi anlaşılabilir. Hayır, tercümesini yarım bıraktım. Tam olarak tarihi hatırlamıyorum fakat sanırım yarım sene oluyordur, Thomas Wolfe'ün meşhur eseri Look Homeward, Angel'ı tercüme etmeye başlamıştım. Yine tarihi tam olarak hesaplayamam fakat en az 6-7 senedir de tercüme edilmesi üzerine düşünüp duruyordum. Bence bu vakte kadar çevrilmemesi oldukça üzücü ve saçma idi. Epona Yayınları'nda çalışırken bir hanımefendiyle tercüme için anlaşmıştık fakat ne yazık ki ilk bölümden sonra devamını getiremedik. Birçok kitap ile iştigal olduğum için de Wolfe'ün peşine düşemedim. 2024 senesinin sonuna doğru ise 'Bismillah' diyerek başladım tercüme etmeye. Zaman akıp gitti ve bugün takvim yaprakları 12 Ramazan 1446 - 12 Mart 2025 gününü gösteriyor, ben de değerli arkadaşım Uğur Karabürk'ün bir haberiyle bu yazıyı yazmaya başlamış bulunmaktayım. Uğur'un verdiği habere göre İthaki Yayınları, Wolfe'ün Eve Bak Melek i...

Bir Tercüme Bahsinin Bazı Noktaları: Melankolinin Anatomisi

Bazan, unuttuğunu sandığın şeyleri, birden bütün düşüncelerinin üzerinde bulursun. O unuttuğunu sandığın şey, hatta öyle ki o şeyi unuttuğunu bile unutmuşsundur, birden bütün haşmetiyle karşına dikilir ve ‘Hey! Buradayım! Bana bak!’ diye çırpınarak kendini göstermek için bağırıp durur. O şey, her ne ise; bazan da unutulan değil silinen bir şeydir. Bir defterden silgi ile bir defterden bir kalem ile avuç içlerinden su ile parmak uçlarından öpücüklerle silinir. Burada size aktaracağım ise biraz daha teknik (mechanism?) bir mesele. Evvelden sildiğimi bildiğim fakat birçok yerde kayıt altında olmasından ötürü ve o diğer kayıt yerlerinin çoğundan kendimi bîhaber bırakmış olmamdan dolayı, mütercimi olmaya niyetlendiğim ve belli başlı düşüncelerim neticesinde vazgeçmek durumunda kaldığım bir metnin (Robert Burton’ın Melankolinin Anatomisi adlı eserinin), tercüme ettiğim birkaç sayfası, unutulan ve sonra bağırışlarla insanın karşısına çıkan o şey gibi karşıma çıktı ve tam olarak tanımlayamayac...

Yumruk

 İsmet Özel: "hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa" Bachelard'da şuna rastladım: "Yumruk bir engel, bir düşman, bir örs ister. Boş yere sıkılmış bir yumruk hayal etmek, dramatik öfkeye leke sürmek, yenilmezlik imajını lekelemek demektir."

Mevsimler’in Yazarın Peter Bichsel’le Söyleşi

Resim
Bu söyleşi, yakın zamanda Mevsimler isimli eseri Ketebe Yayınları etiketiyle yayımlanan Peter Bichsel ile 2019 senesinde yapılmış ve Music & Literature No. 9’da okurların karşısına çıkmıştır. Söyleşiyi gerçekleştiren Martin Ebel şunları söylüyor: “Peter Bichsel ile buluşmak istiyorsanız, bolca zamanınız olmalı ve söyleşinin çoğunun bilinen bir söyleşi gibi gerçekleşmeyeceğini bilmelisiniz. Benim onunla tanışıklığım, Bichsel’in memleketi Solothurn’daki Kreuz adlı birahanede başladı. Bichsel artık seksen iki yaşında ve yazmayı bırakmış durumda. Son elli yıl boyunca, onlarca hikâye kitabı ve binden fazla köşe yazısı yayımladı. Eserleri yeniden yayımlanmaya, okunmaya ve yeni nesil okuyucular tarafından keşfedilmeye devam ediyor, hâlâ aktif bir yazar olmadığını kimse söyleyemez yani. Şimdiye kadar kimsenin Bichsel hakkında kötü düşündüğüne rastlamadım. Belki bugün yaşından dolayı temposunu kaybetmiş olabilir fakat düşüncelerinin eski günlerdeki gibi keskin olduğunu söylemeliyim.” Martin...