7 Muharrem 1447 Notlar
Ağabeyim M. Safa Karataş'tan bir mesaj aldım. Aşağıdaki görüntüyü göndermiş ve şunları yazmış: "Bu mesele önemli, Türk romanında da gündeme alınmalı, bir cevabı yok ayrıca, görmedim."
Ben de bu meselenin kurcalandığı bir yazı hatırlamıyorum. Burada biraz kurcalamaya çalışacağım. Yazının kime ait olduğunu bilmiyorum ve sual etmek de istemedim. Fakat metinden anlaşıldığı üzere, mevzuu dillendiren zat Amerikalı.
Bu konuyu Türk Romanı çerçevesinde düşünmeye başladığım an, nesir üzerinden düğümü çözemeyeceğimi anladım. Türk Romanı açısından (hatta belki diğer edebiyatlar açısında da) bu mevzuu ancak şiir ve roman arasındaki bağ üzerine düşündüğümüzde çözebiliriz.
Edebiyatların roman karakterlerinin etki altında oldukları 'çekim gücünün' ne olduğunu anlamamız adına, o edebiyatların güçlü şiirlerinin çözümlenmesi gerekiyor bana göre. Evvelden başka yazılarımda, bir milletin felsefî birikiminin başka milletler tarafından en iyi şekilde anlaşılması için de benzer bir iddiada bulunmuştum. Misal, Heidegger'i anlamamız için Heidegger'in yoğunlaştığı şairin şiirlerini tekrar ve tekrar tercüme etmeliyiz. (Şiirin tercüme edilemezliği kabul edilebilir fakat burada bahsettiğim hislerin tercüme edilmesidir.) Hisler fikirlerin rahimleridir. Bu rahimlerden tükürülen, atılan, bırakılan roman karakterleri, göbek bağları kesilmemiş tasarımlardır.
İşte bu 'tasarımların' misal entelektüel olanları, genellikle felsefî ve ideolojik bir entelektüeldir. Felsefî ve ideolojik bir entelektüeli ortaya koyan rahim Baudelaire'in yahut Rimbaud'nun aşıladığı bir rahim ise, ortaya Charles Swann'dan başkasını koyamaz. Puşkin'in aşıladığı rahimden mesela, Prens Mışkin atılmıştır.
Burada fazla genişletemeyeceğim fakat zannediyorum göstermek istediğim kapıyı aralayabildim. Sual edilecek soru, Türk Şiir'ine odaklanmadan cevaplanamaz gibi duruyor.